Kayıtlar

Kasım, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nevi şahsına münhasır şair: Asaf Hâlet Çelebi

Resim
“ Nevi şahsına münhasır ” nitelemesini bir iltifat olarak zaman zaman kullanırız. Bu söz kimilerine dar gelir kimilerine bol. Halbuki öyle bir şairimiz var ki nevi şahsına münhasır ifadesi daha önce mevcut olmasaydı onu ifade etmek için bulmak zorunda kalacaktık. Sözü çok uzattığımın farkındayım ancak nasılsa söz konusu şairin Asaf Hâlet Çelebi olduğunu söylemek de malumu ilamdan öteye geçmediği için kimse beni merakta bırakmakla suçlayamaz. Her ne kadar Asaf Halet Çelebi hakkında Mustafa Miyasoğlu ’nun ve Mehmet Can Doğan ’ın kitapları olsa da, Hakan Sazyek de düzyazılarını bir araya getirse de, Hece Yayınları da güzel bir Asaf Halet Çelebi kitabı yayınlasa da Asaf Halet Çelebi hakkında kapsamlı bir biyografi eksikliği vardı. Beşir Ayvazoğlu , işte tam bu noktada imdada yetişti. Beşir Ayvazoğlu her biyografisinde olduğu gibi titiz bir çalışmayla dönemin gazete ve dergilerini sayfa sayfa okuyarak ilerlemiş. Asaf Halet Çelebi’nin hemen her yazdığı dergiye, hakkında çıkan her yazıya, k...

Neoliberal dünyada insan kalmak mümkün mü?

Resim
Kore asıllı Alman filozof Byun-Chul Han ’ın kitapları yavaş yavaş dilimize çevrilmeye devam ediyor. Bu duruma da Metis Yayınları öncülük ediyor. 2018 yılında, biri Metis’ten biri de İnsan Yayınları ’ndan olmak üzere iki Han kitabından sonra geçtiğimiz Ekim ayında dilimize çevrilen son Han kitabı Psikopolitika oldu. Kitap " Neoliberalizm Ve Yeni İktidar Teknikleri " alt başlığına sahip aynı zamanda. Kısa bir kitap Psikopolitika. Yazarın en kısa kitabı değil ama sonundaki notlarıyla beraber 98 sayfa ve 13 bölüme sahip: Özgürlüğün Krizi, Akıllı İktidar, Köstebek ve Yılan, Biyopolitika, Foucault’un İkilemi, Öldürerek Tedavi, Şok, Dost Big Brother, Heyecan Kapitalizmi, Oyunlaştırma, Big Data, Öznenin Ötesinde, Budalalık ( Yazarı okurken tamamen karamsar bir ruh haline bürünüp kendimizi Black Mirror dizisinin içinde gibi hissetmemiz çok mümkün ). Yukarıdaki başlıklara baktığımızda ve Han’ı da biraz tanıyorsak, başlıkların içeriklerini tahmin edebiliriz aslında. Han’ın hemen her ki...

Çocuktan hareketle toplumsal iyileşme

Resim
Alfred Adler , Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung ile birlikte psikoloji üzerine söylenmesi gerekenleri söyleyip kalanlarının sadece bu üçü arasında gidip gelerek eğlendiği zemini atıp geçmişler bu yuvarlaktan. Herkesin içi, birine, diğerinden daha çok ısınır. Ama iyi bir okur veya iyi bir sosyal bilimler piri olmanın yolu üçünün de söylediklerinin haklı olduğu vakaları, etrafında görmeye başladığı anlarda saklıdır. Adler’in deha yanı da bu bütün bakışa sahip olmasıdır denilebilir; “ bireyle ilgili sorunlara insancıl, bütün ve organik cepheden bakabilmek… ” Adler, Freud’un önce öğrencisi olsa da, sonra, gerek “ seks içgüdüsünün baskınlığı ” gerekse “ bilinç altına atma ” üzerine söylemlerinin karşısına geçer. Onun için: “ Öz erek arzulara toplum ve gelenek karşı koyar ” ; yani bireysel dürtü ile toplumsal doğru karşı karşıyadır. Bunun her iki tarafa da evrilmesi insanın ruh sağlığının aksine hareket eder. Optimum bir yerde buluşmak gerekir. Gerek İslam gerek Türk medeniyetinden edindiği...

İbretlik olmamak için ibret almak gerekiyor

Resim
Moderniteyle birlikte “ kimlik ” bilgisi bütün dünyada bir mesele oldu. Bu mesele kimi milletler için daha erken gündeme geldi kimi milletlerin de gündemine adeta bir bomba gibi düştü. Hemen her millet, kim olduğu sorusuna verilen cevapların kah sinerjisiyle kah çatışmasıyla baş başa kaldı. Kim olduğumuz bilgisinin üç cephesi var. Biz kimdik, biz kimiz ve biz kim olacağız? Bu sorular sebebiyle kimlik kuyularına atılan taşların bir kısmı geçmişe ait kıymetli ya da en azından kıymet verilen mücevherler oluyor bir kısmı ise dilek paraları gibi geleceğe dair temennileri içeriyor. Bir zamanlar yayınlanan kitabına isim olarak Yozlaşmadan Uzlaşmak ’ı seçen Hüsrev Hatemi , Kimlik Kuyusu ’nda da aynı tavrını sürdürüyor ve kimlik bilgimize dair soruların ve cevapların çatışmasını bir sinerjiye dönüştürmeyi amaçlıyor. Hatemi; kimliği etnik, dini, kültürel boyutlarıyla kucaklayarak anlatıyor. Ancak hassas bir şekilde bir kimlik icat etmemek için özen gösteriyor. O kimlik bilgisinin üstündeki örtüy...

Gerçeğin sert tokadı: Rumeli'de bizden ne kaldı?

Resim
Dünyanın son büyük imparatorluğu Osmanlı’nın egemenliği altına almış olduğu ve yıkılışıyla birlikte kaybettiği topraklarda sorunlar hiçbir zaman bitmiyor. Değişimler, dönüşümler, savaşlar, iç mücadeleler, yıkımlar, yeniden yapılanmalar… durmaksızın devam ediyor. Bu topraklardan biri de Rumeli. Balkan yarımadası ve bu bölgeyi içine alan eyalete Osmanlı tarafından Rumeli denmişti. Daha önce Bizans egemenliğinde olan, Türkler tarafından fethedilen buralara aynı zamanda suyun öte yanı da denilmektedir. Rumeli’deki hem hıristiyan hem müslüman/türklerin sorunları, sıkıntıları tüm güncelliğiyle hissedilmekte. Ayrıca buradalardaki Türklerin Türkiye ile ilişkileri, Türkiye’nin bölgeye yönelik siyaseti önem arzeden bir konu. Aslında dünyanın son emperyal imparatorluğu Osmanlı’nın bölgeden çekilişinin etkileri hâlen bütün canlılığıyla gündemde. Buradaki emperyal kavramını klasik emperyalist devlet anlamında kullanmıyoruz. Emperyal gücü ve etkiyi ifade eden bir kavram. Yani Osmanlı sonrası hesap k...

İstanbul'un gözler önünde kaybolan tarihi

Resim
"Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz." - Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir İtalya'ya gittiğimde aklımın -hâlâ- almadığı tek şey çağların, geleneklerin ve dolayısıyla huyların bunca değişmesine rağmen tarihi eserlerin ilk günkü gibi korunması olmuştu. Sonra uzun uzun düşünmüştüm. Nasıl olur da böyle bir hassasiyet için "aklım almıyor" diyebiliyordum? Şüphesiz bundaki en büyük sebep, doğup büyüdüğüm ve yaşadığım ülkenin vaziyetiydi. İnsanımız, maalesef ki değerlerine sadık değil. Değerleriyle yaşıyor değil. Lafa söze gelince, bilhassa film endüstrisinin de katkısıyla dünyanın en memleketçi milletiyiz. Vatan, devlet dendi mi kendimizden geçeriz. Ama bu mefhumları yaşatan eserlerle aramız hiç iyi değil. Kendi konforumuz için onların her birinden vazgeçebiliyoruz. Yaşadığımız zamanlar bunu apaçık ortaya koyuyor. Mehmet Dilbaz çok uzun zamandır Twitter 'daki paylaşımları dolayısıyla takip ettiğim ...

Kelimeler arasından köklere yolculuk

Resim
"Biliyoruz ki, bazı sesler, bazı sahneler, bazı renkler ya da bazı cümleler insanın aklına mıh gibi çakılıp kalıyor." - Hasan Ali Toptaş, Harfler ve Notalar Türkçe, kainattır. İster dilimizde yazılmış olsun, ister dilimize tercüme edilmiş olsun, her güzel kitap bize bunu bir kez daha hatırlatır: Türkçe, uçsuz bucaksız, sınırsız sonsuz bir kainattır. İşte bu kainatta kimi okur kitabın bütününe, kimi bazı sayfalarına, kimi bir paragrafına, kimi de belki sadece bir cümlesine vurgun olur. Harfler bir bütün hâlinde okuyucunun duygularını, düşüncelerini ifade eder, yani tercüman durumuna geçer. Bazı okuyucular da kelimelerin kalbi olduğu inancıyla kimi kelimelerin üzerinde özellikle durur. Altını çizmekle yetinmez. Onları hayatında önemli bir yere koyar ve asla orada bırakmaz. Zamanla hem o kelime okurun hayatına hem de okur o kelimenin manasına aşina olur. Bir nevi yoldaşlık vuku bulur. Kainat neticede bir kitaptır ve en önce onu okumak lazımdır. Alp Paksoy , Ötüken Neşriyat etike...

Anadolu erenleri ve menkıbeleri arasında keşifler

Resim
"Gece-gündüz gurbet çekip aşk yolunda, Vasıtasız Hak didarını gören var mı?" - Ahmed Yesevî, Divan-ı Hikmet Türklerin Müslüman toplumlar içerisinde öncü ve tartışmasız en büyük hizmetçi noktasına ulaşması birçok sebebe dayanır. İslâmla müşerref olduktan sonraki süreçte gazalar kadar gazeller de önemlidir. Kılıç tutanlarla kalem tutanların cepheleri farklı değildir o vakitlerde. Paşalardan şeyhlere, seyyahlardan sufilere, beylerden dervişlere, "el ele, el Hakk'a" düsturuna uygun bir yaşam sürmüştür Anadolu'da asırlarca. Neticede kimileri yurt açar, kimileri yurt tutar. Olgay Söyler 'i daha çok Atlas Tarih'teki yazılarıyla ve inanç tarihi alanındaki çalışmalarıyla tanıyoruz. İslâmiyet’in yerleşip kök salmasında sufi tarikatların, dervişlerin, âlimlerin, tüccarların, seyyahlar ve hacıların büyük etkisi olduğuna inanmış ve bu inancı doğrultusunda metinler üretmiş, el'an üreten bir isim. Bu 'kıldan ince kılıçtan keskin' sahada, güncel bir dill...

Özgün tekniğiyle bir Ayfer Tunç romanı: Suzan Defter

Resim
Suzan Defter , Ayfer Tunç ’un daha önce yayımladığı Taş Kağıt Makas adlı hikaye kitabının içerisinde de yer alan ve Can Yayınları tarafından 2011 yılında mini roman olarak basılıp okura sunulan bir kitap. Hemen hemen her okur daha kitabın ilk sayfalarını çevirirken kitapta bir basım hatası olduğu yanılgısına kapılıyor. Zira Ayfer Tunç, son derece özgün ve deneysel bir teknikle kurgulayıp sürdürüyor romanını. Şöyle ki: Eser aynı günlerde tutulmuş iki farklı kişinin günlükleri üzerinden ilerliyor. Bu nedenle de cümle yapılarına kahraman bakış açılı anlatım tarzının egemen olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Sol tarafta Ekmel Bey ’in, sağ tarafta ise Derya ’nın günlüklerini bulabiliyorsunuz. Daha önce böyle bir teknikle karşılaşmamış okurlar ilk sayfalarda oldukça güçlük çekseler de zamanla kurgunun kuvvetine kendilerini teslim edebiliyorlar. Küreselleşmenin boğduğu modern insanın, kent içindeki derin yalnızlığı ve bunalımı eserin genel atmosferine epey hâkim görünüyor. Ekmel Bey avukat...

Nefis muhasebesinin el kitabı

Resim
" İlmin ilk kapısı susmak, ikincisi dinlemek, üçüncüsü edindiği bilgiyi eksiksiz uygulamak, dördüncüsü de yaymaktır. " Tasavvuf dendiği zaman, meseleyle bir miktar ilgili olanların aklına gelecek ilk noktalardan biri “ nefis terbiyesi ”dir muhakkak. Dillere pelesenk olmuş bu konunun manası ise işin ehli üstadlar tarafından hem yazılı hem sözlü olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu ise kâh ehl-i muhabbet olma yoluna baş koyanlara zikir ve fiil dâhilinde uygulama ile kâh satırlardan gönüllere aktarılarak yapılmıştır. İşte erken dönem tasavvufunun en önemli temsilcilerinden biri olan Hâris el-Muhâsibî ’nin Allah'a Dönüş adlı eseri, kendisinin ilimde önem verdiği noktaları kalem kalem anlattığı ve Hasan-ı Basrî’den etkilenen Muhâsibî metodunun temel taşlarını bir arada verdiği temel bir eser olması hasebiyle çok önemlidir. Bu metot, en çok nefis muhasebesi üzerine eğilir ki kendisi de, yaptığı işi Allah için mi yoksa başka saiklerle mi yaptığına oldukça önem verip kendini süre...

Çağın farkında olan adam

Resim
İsmet Emre ’nin Çağına Küsen Adam isimli romanında yazar çağının yani içinde bulunduğumuz modern zamanların neredeyse her şeyinin farkında olan bir karakterin açısından farklı konuları ele almaktadır. Yazarın romana ismini verdiği şekilden daha çok karakterimize “ çağının farkında olan adam ” demek daha doğru olur. Özellikle çoğu durum için her ucunu da modern dünyanın omzundan farkında olarak bakması ve ele alması bunun bir delilidir. Örneğin, belki farklı açılardan diyor olsa dahi, bir yerde tüketimin insanı bile tüketebildiğini söylerken bir başka yerde modern zamanda hiçbir materyalin tükenmediğini dönüştürülerek sayısız sefer kullanıldığı söylüyor. Bu örnekler romanın geneli itibariyle çoğaltılabilir. Öte yandan romandan daha çok sanki bir deneme kitabı havası var Çağına Küsen Adam’da. Otuz farklı bölümden oluşan romanı bölümlerini ayrı ele alırsak bu söz konusu olur. Kaldı ki bu otuz bölümü birbirine bağlayan yegâne şey karakterin bakış açıları. Burada karakterin bakış açıları di...

Usul usul akan öyküler: Geyikler, Annem ve Almanya

Resim
Nursel Duruel ’in Geyikler, Annem ve Almanya kitabının ilk basımı, Türkiye’nin siyasi açıdan karmaşık geçen ve devam eden yıllarında, 1982 yılında Adam Yayıncılık ’tan gerçekleştirildi. Daha sonra Alkım ve Can Yayınları ’ndan, en sonunda ise Yapı Kredi Yayınları ’ndan neşredildi. Öykümüzün ‘ne’ olduğunu ve ‘nereye’ geldiğini göstermesi açısından, 70’lerin ve 80’lerin öykü kitaplarına ayrı bir önem veriyorum. Nursel Duruel’in bu kitabı da öykümüzün nerede durduğuyla ilgili önemli ipuçları veriyor. Duruel’in öyküleri, tıpkı Füruzan’ın öyküleri gibi bir an’ı temsil ediyor. Zaten bu iki ismi tarz olarak birbirine çok yakın buldum. Belirli bir zamanın fotoğraf ını kişiler üzerinden lirik bir şekilde çeken Nursel Duruel, durum öyküsü diyebileceğimiz türün en seçkin örneklerinden birini Geyikler, Annem ve Almanya adıyla kitaplaştırmış. Kitapta toplam sekiz öykü bulunuyor: İlk öykü kitaba adını da veren Geyikler, Annem ve Almanya. Diğer öyküler ise 03 Nöbeti, Ölüm Aralarında Kaldı, Fırıncı Şük...

Gönül yolculuğu yalnız başlar

Resim
" Yalnızlık bakımlı otlar arasında / kendiliğinden açan çiçek " diyor Gülten Akın bir şiirinde. O çiçeğin adı hudâyinâbit olsa gerek; kendiliğinden biten, kendi kendine yetişen. Ama bunun yanında herhalde kendini koruyabilen sıfatını da eklemek gerekir. Peki insan kendini yetiştirmek ve kendini korumak için neler yapabilir? Bu sorunun tek bir cevabı var: yalnız kalmak, kalabilmek. İnsanın kendi isteğiyle ve düşüncelerini toplamak, duygularını tazelemek, tutkularına ( hobilerine ) gömülmek, meşgaleleriyle ilgilenmek için şart olan yalnızlığa dair ilk 'kurucu' metinlerime Dostoyevski ile başlamıştım. Budala , Yeraltından Notlar , İnsancıklar bilhassa yalnızlığın önemini en sert biçimde nakşetmişti zihnime. Karamazov Kardeşler , Suç ve Ceza ,  Ölü Bir Evden Hatıralar ise çevre faktörünü tüm boyutlarıyla (siyasi, ekonomik, ruh) işlerken yalnızlığı öne çıkaran metinlerdi. Sonraları, psikoloji okumalarına başladığımda, Zweig 'ın neden " Dostoyevski bilinçdışının ye...