Kayıtlar

Aralık, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bornova Travesti

Bornova travesti son zamanlarda twitter ve vk sosyal medya platformlarında oldukça aktif olduğunu görüyoruz. Bu platformlarda izmirli travestiler kendilerine arkadaş aramaktalar. Son yıllarda internet sitelerine erişim kısıtlamaları karşısında sıkıntı yaşayan bornova, kordon, alsancak ve izmir genelindeki travestiler aşağıda belirtmiş olduğumuz etiketler ile kendilerini göstermekteler. izmir travesti izmir travesti vk bornova travesti izmir travestileri bornova travesti twitter travesti vk vk travesti travesti izmir alsancak travesti izmir vk porno izmir travesti twitter izmir travesti vip vk travesti izmir twitter travesti izmir bergama travesti sikiş travesti izmir vip travesti izmir seks vk izmir travesti numaraları travesti izmir twitter kıbrıs sex vk izmirtravesti vk bornova travestileri izmir gay vk izmir cd vk bornova vk izmir trv vk vk izmir porno izmir travestivk twitter bornova travesti buca travesti vk travesti izmir vk ızmır gay vk...

Tadına doyulmaz bir İstanbul derlemesi

Resim
" Övünmekten çok, omuzlara ağırlık yükleyen bir sorumluluk duymak gerek. Herkesin dilinde ayrı isim, ayrı renkte menkıbelerde yaşayan böyle bir şehir, evrensel bir sorumluluk yükler sahiplerine; bunu düşünebilenin Boğaz rüzgârlarının bile bastıramayacağı kadar ter dökeceği açık. " İstanbul'a dair bu memleketin şairi, yazarı, seyyahı, memuru, sufisi ayrı dil dökmüştür. Herkes gönül hanesinden süzülen ve kendi dünya tasavvurunun biçtiği ölçüde İstanbul'u anlatmış, kimi zaman hüzünle kimi zaman neşeyle bu güzide şehrin yaşayışına can, yoluna yoldaş olmaya çalışmıştır. Hiç şüphe yok ki bu işi en iyi yapanlar da tarihçilerdir. Özellikle tarih dışında birçok disiplinle hususi olarak ilgilenen tarihçilerin yazdığı İstanbul kitapları son derece lezzetli bir okuma yapmaya, başka kitaplara ve yazarlara, hatta yaşam biçimlerine dair merak duymaya da vesile olmuştur. İlk baskısını 1987 yılında yapmış bir kitap İstanbul'dan Sayfalar . Otuz yılı aşmış olsa da her sayfasında ayr...

Annelik ve babalık için sevmek tek başına yeter

Resim
Annelik anksiyeteleri ve endişeleri ile yorucu bir iştir. Doğru yapmak, doğru olmak üzerine takılmak gibi kaygılar anne olmayı atlatabilir. Freud , tavsiye isteyen bir anneye “ Ne isterseniz yapın zaten olmayacak ” derken, “ bir şey değiştiremeyeceksin ” değil, “ ne yaparsan yap, yeterli görmeyeceksin, bu çocukla değil seninle ilgili bir hata ” der. Ketebe Yayınları etiketiyle çıkan, Melek Arslanbenzer imzalı Anneliğin Kitabı: Kuramlar Arası Bir Gezinti , tüm kuramların üzerinden zarafetle geçerken pergelin sivri ucunu tam da buraya koymuştur. Kimdir “ ideal anne ”? Bu sorunun cevabını yazar Arslanbenzer kitabında ayrıntılı açıklıyor. Annenin öncelikle ideale varmak istediği yer kendi kusurunu örtbas etme dürtüsüdür diyen yazar şu tespitleri paylaşıyor okuruyla: Çocuk, annede kendisini temsil etmektedir. Kendisine yani anneye değer katsın ister. Anneyi bireysel olarak kendisinin gelemediği konuma getirsin ister. Dahi annesi, mükemmel çocuk annesi olmak annenin hayata tutunma şeklidir. ...

Hüznün çocukları da mutlu olabilir mi?

Resim
"Mutlu ol yeter... Aman onlar mutlu olsunlar da... Her şey onların mutluluğu için..." İçimizde bu cümleleri daha önce hiç duymamış, muhatap olmamış kimse yoktur sanırım. Oysa " Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz " diyen Pascal , Mutlu Olma Sanatı kitabında mutluluğun reçetesini veren Bertrand Russell ’in aksine yaşanılan anda mutlu olmanın imkânsızlığından söz eder. Mutlu bir hayat bir reçeteden devşirilebilir mi? Russell’in " Mutluluğun ve mutsuzluğun nedenleri " başlıkları altında sunduğu reçetelere bakılacak olursa: mutluluk, yapılan işle, ilgi alanlarıyla ve dışa dönük ilişkilerle kazanılıp, insanın kendi içine dönmesi ve hüzünlerine teslim olmasıyla kaybedilen bir duygu. Yani, kişinin hüznü veya mutluluğunda etkili olan tek etken kendi bireysel yaşamsal döngüsü Russell’e göre. Evet, çekememezlik, ‘elalem ne der?’ kaygısı basit insanları mutsuz eden ego oyunlarıdır ama hüzünlü insanların ıstıraplarının kaynağı d...

Her şeye rağmen güzelliğe odaklanmak

Resim
“O (c.c) bir yaprağı yere düşürdüğü kolaylıkta, tarihi de sona erdirebilir.” İngiliz mühtedi Abdülhakim Murad ’ın 2. baskısı Timaş Yayınları ’ndan 2016 yılında çıkan Postmodern Dünyada Kıbleyi Bulmak isimli kitabı bizzat müellifin ifadesiyle; “ dört başı mamur bir öğünden ziyade, tadımlık bir çeşni sunma iddiasındadır. Burada yer alan makaleler, bazısı uzman ya da akademisyen, bazısı ise nispeten daha avamî olan, birbirinden çok farklı okuyucu kitlesine hitap ediyor. Zaten yapılan alıntı ve polemiklerin tarz ve seviyesi bunu yansıtıyor. ” Müelliften de bir iki cümle ile de olsa bahsetmek gerekirse; 1960 doğumlu Abdülhakim Murad ( Timothy Winter ) Cambridge Üniversitesi Teoloji Fakültesi’nde Müslüman-Hıristiyan ilişkileri, İslâm ahlâkı, Britanya Müslüman mirası ve Osmanlı Türkiyesi gibi konular üzerine çalışıyor. Metin Karabaşoğlu, O’nun hakkında, “ Abdülhakim Murad’ın Türkçe’ye ve klasik Türkçe/Osmanlıca kaynaklara nüfuzu da insanı şaşırtıyor; dahası, utandırıyor! Yine yazılarında, Bat...

Gelecekten geçmişe garip bir yolculuk

Resim
Lambadan bir cin çıksa ve bize bir dilek hakkımız olduğunu söylese, acaba kaç kişi hayatında hatırı sayılır bir sene geri gitmek isterdi? Üstelik şimdiki aklıyla. Geri gitmeyi tercih edenler, bunu ne için isterdi? Bazı yanlışlarını düzeltmek için mi, hayatındaki bazı kör noktaları çözmek için mi, yoksa yeni baştan bir gelecek kurmak için mi? Alper Canıgüz ’ün son kitabı, yukarıdaki türden soruların gerçekleşmiş halinin içine düşmüş bir kahramanın, Aziz ’in başından geçenleri anlatır. Türk edebiyatının en şahsına münhasır yazarlarından olan Alper Canıgüz’ün, Kan ve Gül: Bir Kara Dejavu kitabı, 2017 yılında April Yayıncılık etiketiyle yayımlandı. Okurlarını son kitabından sonra dört yıl kadar bekleten Canıgüz, sağlam bir roman ve değişmeyen yüksek temposuyla bizleri selâmlıyor yine. 212 sayfadan ve 13 bölümden oluşan romanın başkarakteri Aziz’in başından geçen ilginç ve gizemli bir durumun anlatıldığı kitap, başından sonuna kadar Aziz’in bakış açısıyla anlatılır. ‘Saçma sapan’ aşk romanl...

Kadın cinayetlerine kurmaca bir manifesto

Resim
" Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı? ", Hatice Meryem ’in İletişim Yayınları 'ndan Kasım 2019’da yayınlanmış son kitabı. Başlığını gördüğümde çok rahatsız olduğumu belirtmeliyim. Nasıl bir yazar, hem de bir kadın yazar kitabına böylesine vahşetengiz bir başlık atabilir ki diye düşündüm. ( Daha önce Hatice Meryem okumadığım için yazarı da tanımıyordum tabi. ) Ama itiraf etmeliyim, kitabı bu başlık nedeniyle çok da merak ettim ve aldığım gün okumaya başlayıp bitirdim. Kitap on kısa öyküden oluşuyor. Anlatıların sonunda ise Hatice Meryem’in bu kitabı neden kaleme aldığını kendi ağzından açıkladığı bir bölümle sonlanıyor. Haliyle, öykülerdeki anlatıcılar bilinmeyen biri olmaktan çıkıp Hatice Meryem’in kimliğine bürünüyor. Anlıyoruz ki bu öyküler, sadece öykü olmanın çok ötesinde. Bir yazarın çığlığı, bir yazarın elimden yazmak geliyorsa bu zulmü yazarak haykıracağım demesi, bir yazarın propagandası. "Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı?", başlığı ne kadar i...

Pervari nire, Paris nire?

Resim
“Okumak cennet, yazmak cehennemdir.” İslâmî câmiâdaki hâtırat trendi veyahut İslâmî neşriyat yapan yayınevlerinin hâtıratlara olan ilgisi zannımca merhum Ali Ulvi Kurucu hoca ile alakalı çalışmadan sonra başladı. Yayıncıların bu ilgisinin sebebi ticari kaygılar mı yoksa başka bir şey mi bilemiyorum; ancak bahsettiğim çalışma gerçekten çok büyük ilgi gördü ve faydalı oldu. Sonraki süreçte de Ahmet İslamoğlu ve Muhammed Emin Er gibi hocaların hâtıralarını anlattıkları pek çok benzer eser neşredildi. Hâtıralarını okumak için tabir caizse yanıp tutuştuğum isimlerin başında M. Emin Saraç hoca ( sellemehullah ) geliyor. İnşallah bir gün onun hâtıralarını okumak da nasip olur. "İhsan Süreyya Sırma Kitabı : Pervari’den Paris’e" , Beyan Yayınları ’nın 743. kitabı olarak 2018’de yayına hazırlanmış. Eser 543 sayfadan müteşekkil. Kitabın bu kadar hacimli olmasının sebebi İhsan Süreyya Sırma hocanın bizzat kendi çektiği epey bir fotoğrafın kitapta yer alıyor olması. Söyleşiyi gerçekleştir...

O vazgeçilmez ve korkutucu mesele: hayatın anlamı

Resim
"Benim kanaatime göre her yaratık, tam anlamıyla, bütün insanlığın ağırlığını taşır. Yalnızca onların tek tek işin ucunu ortasını bulma tarzlarıdır onları ayıran." - Thomas Bernhard, Hakikatin İzinde İnsan için hem son derece vazgeçilmez hem de oldukça korkutucu bir meseledir hayatın anlamı. Yaşamın girdabı içinde, akşamın nasıl geldiğini dahi anlamadığımız şu zamanlarda bir de " şu hayatın bana göre ne anlamı var mı? " diye sormak, kişiye çok büyük kapılar açabileceği gibi - şimdiye kadar hiç sormadıysa eğer - acı gerçekleri de yüzüne çarpabilir. Kapıları açmak da kapılara çarpmak da insanın elinde. Demek ki burada bir irade meselesi var, bu burada dursun. Hayatın anlamı meselesine dair raflarda dolanan birçok kitap var. Zamanla, önüne gelenin kitap yazdığı bir konu olup çıktı ki insanlara da gına geldi. Meseleyi derinlemesine irdelemek isteyenlerin önünde birkaç "yiğit" kitap duruyor. Okuduklarımdan birkaçını sayacak olursam:  Viktor E. Frankl - İnsanın ...

Yüz günlük bir katliamın öyküsü

Resim
“Nezaketten, haklılardan yanayızdır hepimiz Sevinmemiz çapkıncadır, ağlatır bizi küpeşteler Yaşamak deriz –Oh, dear- ne kadar tekdüze Katliamlar ne kötü be birader.” - İsmet Özel, Dişlerimiz Arasındaki Ceset Ruanda’da, 1994 yılında büyük bir katliam yapıldı. Hutu liderliğindeki hükümet ve milisler Ruanda’da yüz günde 800 bin kişiyi öldürdü. Bahsettiğim kitabın adının Yüz Gün olmasının sebebi, bu insanlık dışı katliamın süresinden dolayıdır. Elbette bu katliamın iç ve dış birçok sebebi bulunuyor. Bu olayı sadece Ruanda’nın iç meselesi olarak görmek mümkün değil. Tabii ki Batı yine oradaydı, Afrika’da gerçekleşen diğer katliamlarda olduğu gibi. İsviçre Edebiyatı’nın ünlü tiyatro yazarı Lukas Barfuss ’un ilk romanıdır Yüz Gün. Metis Yayınları ’ndan 2010 yılında, Zehra Aksu Yılmazer çevirisiyle neşredildi. Sadece bir katliamın romanlaştırılmasından ziyade bir belgesel kitap özelliği de taşıyor. Romanın başkahramanı ve olayların içinde olan kişi, İsviçre Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’nın ...

İstanbul’a dair esrarlı öyküler

Resim
“Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...” - Necip Fazıl Kısakürek, Canım İstanbul Esasında İstanbul’u güzellemek, övmek, methiyeler dizmek bir yerden sonra yetersiz kalarak haybeye bir çabaya dönüşüyor. Diğer taraftan tarihine ve mirasına ettiğimiz bunca zulmü hesaba katarsak yüzsüzlükten başkası değil yaptığımız. Bugün, hem üzerinde yaşayıp hem talanın, kıyımın, yıkımın ucundan tutmayanımız yok. Yalnız, yine de şairin sözü bir kurşun gibi saplanıyor da sineye, hatırlamadan edemiyor insan. “ Güleni şeyle dursun, ağlayanı bahtiyar ” İstanbul’un. Üstelik ağlatan da o değil. İstanbul denildiğinden akla ilk gelen yer Suriçi olsa gerektir. Son elli, altmış yılın ürettiği sakil yapılaşma bir yana gerçek İstanbul orasıdır. Suriçi’nde her sokak ayrı bir şehir, her mahalle, her semt başka bir ülke gibidir. Acımasızca silinip süpürülmesine rağmen yaşanmışlık tarihin içinden kopup geliverir yanınıza ve bir anda şehrin ruhu sarıverir etrafınızı. Bu eşsiz mekân sözüm ona aynı yerdir fakat Marmara...

Osmanlı’nın "kuruluş" meselesi mercek altında

Resim
Dergâh Yayınları ’ndan çıkan ve Ahmet Demirhan imzalı “ Kuruluş Sarmalından Kurtulmak ” adlı eser, çalışmalarla ve araştırmalarla aydınlatılmaya çalışılan ve epey de ilgi uyandıran Osmanlı’nın kuruluş sorununu, bu hususta kalem oynatmış isimlerin tezleri üzerinden tafsilatlı bir biçimde okura sunuyor. Gibbons ’tan Wittek ’e, Köprülü ’den Imber , Kafadar ve İnalcık ’a kadar geniş çaplı bir analiz okuması yapma imkânı elde edilebilir gibi görünüyor. Kuruluş tartışmalarının ufkunu açıcı niteliği ve külliyatı derinlemesine izah edişi itibarıyla son derece dikkat çekici ve mühim bir eser olarak meraklılarını bekliyor. Osmanlı’nın kuruluşu bir sorun olarak çeşitli çalışmalarda ele alınmaktadır. Bu sorunun modern dönemler için başlangıcını Herbert Adams Gibbons’un “ The Foundation of Ottoman Empire ” adlı eserinin yayımlandığı 1916 yılına kadar götürebiliriz. Osmanlı’nın felaketi ve çöküşü derinden hissettiği yıllarda İstanbul’da bulunan Gibbons, bu dönemde imparatorluğun menşei üzerine kafa ...

Hafızayı dirilten edebiyat ve şehir üzerine düşünmek

Resim
"Bir kente hayran kaldığın şey onun yedi ya da yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun bir soruya verdiği yanıttır." - Italo Calvino, Görünmez Kentler Carel Bertram 'ın " Türk Evini Hayal Etmek: Eve Dair Kolektif Düşler " kitabını okuduğumda iki şey çok dikkatimi çekmişti. İlki, yazar, evi sadece yaşanan/yaşayan bir mimari öge olarak değil; Yakup Kadri'den Peyami Safa'ya 'Türk romanındaki ev'i de tartışmaya açmıştı. Diğeri, kopuş ve unutuş üzerinden hatırlamayı, hafızayı, 'yeni ev sorunu' üzerinden düşünmüş ve edindiği derdi okura da yansıtmıştı. Kitap bittiğinde hem yazara gıpta etmiştim hem de neden bizde böyle çalışmalar yapılmıyor diye hayıflanmıştım. Ta ki Mayıs 2019'da Kesit Yayınları tarafından neşredilen, Ebru Burcu Yılmaz 'ın üstün gayretlerinin neticesi olarak okura sunulan Edebiyat Şehir Hafıza 'yı görene kadar. Kitabın alt başlığı, konuya merak duyanları heyecanlandıracaktır diye düşünüyorum: Türk Romanında ...